14 Temmuz 2008 Pazartesi

ekşi sözlük'ten arınmak istiyorum

bu cümleyi vaktiyle feridun düzağaç, bir gazeteye verdiği röportaj esnasında kullanmıştı. kendisini çok sevmeme rağmen "hadeleağn" demiştim.

farklı sebeplerden de olsa; kendisini son günlerde çok daha iyi anlıyorum. ben de ek$i sozluk'ten arınmak istiyorum ve fakat beceremiyorum! sinir oluyorum!

şikayetçiyim! çok!

edit: arındım lan galiba..

11 Temmuz 2008 Cuma

hayat bu kadar acımasız olmak zorunda mı?

az önce istatistikleri incelerken dikkatimi çekti, bu hafta içerisinde bir tanesi isviçre'den olmak üzere toplam 9 farklı kişi "hayat bu kadar acımasız olmak zorunda mı?" anahtar kelimelerini kullanarak google üzerinden blogumuzu bulmuşlar. (hadi türkiye'de yaşayan türklerin ve hatta türkiye'de yaşayan herkesin bu soruyu sormasını/soruyor olmasını anlarım da; isviçre'de ikamet eden ziyaretçimizin ruh halini çözemiyorum)

şayet kendileri herhangi bir sebepten ötürü bir defa daha uğrarlarsa ben arayıp da bulamadıkları o cevabı vermek istiyorum müsadenizle;

hayır.
ama zaman zaman olabilir. büyütmeyin, derin nefes almayı deneyin.

lan manyak mısınız oğlum? ne bu tripler allahaşkına ya? bak hele sen isviçreli, hiç yakıştı mı sana? oldu mu hiç?
lütfen.

ekleme;
bir arkadaşım ekolünden olmayan birkaç arkadaşım "neden insanların acılarını taşak malzemesi yapıyorsun? nedir yani, yeryüzündeki hiçbir acı mı çift dingilli değil? sana göre acı dediğimiz şeyin bir kısmı isot, kalan kısmı da 13 yaşında hayatı çözdüğünü sanan gerizekalıların ruh hallerindeki dalgalanmalardan mı ibaret?" diye sordular. daha büyük yanlış anlaşılmalara mahal vermemek adına kendilerine acının google aramaları ile dindirilebilecek türden bir şey olmadığını ve anlamını bilmediğim kelimeleri kati surette cümle kurmak için kullanmadığımı hatırlatmak isterim.

acıyla taşak geçmek, insanların acılarını küçümsemek falan yok yani.hem nerden biliyoruz/biliyorsunuz "hayat bu kadar acımasız olmak zorunda mı?" isminde bir kitap, bir film ne bileyim bir dizi falan olmadığını? eah! kızdım!

gördüğün gibi çok unutkanım!

az önce eski sevgiliye nispet konseptli şarkılardan ne derece iğrendiğimi fark ettim sevgili romalılar. bir yandan çalışıp bir yandan radyo fenomen dinliyordum. demet akalın'ın şu "sevgilimi koluma takarım, bebek'te üç beş tur atarım, olmadı bi de miami yaparım, gördüğün gibi çok unutkanım, evet evet doğru duydun unutkanım, unuturum ben!" adlı şarkısına denk geldim.

kendisine bir çift sözüm var müsadenizle.

demet,
dikkat etmiyorum sanma. piyasaya çıkan şarkılarının yarısı eski sevgiliye nispet, kalan yarısı da platonik kızın dramı seviyesinden ileri gitmiyor. tahmin ediyorum ki bu şarkıların sözlerini sen yazmıyorsundur zira kütür kütür bir popon ve kayda değer bir bel popo oranın var. bu eserlerin böyle bir popodan çıkacağına zerre ihtimal vermiyorum.

güzel kızım;
şarkı söylemek konusunda çok ısrarlıysan lütfen kendine daha fazla farklı kelimeyi kullanarak daha anlamlı cümleler oluşturabilen bir söz yazarı bul.

ha ama diyorsan ki ben şarkı söylemesem de olur; o en güzeli olur. otur evinde beyine tarhana kaynat. evinin, mutfağının, balkonunun kadını ol. bak hayatın birden bire nasıl değişecek, nasıl gelişecek. göreceksin.

sevgi dolu samimi gülümseme,
gök şüphesiz ki her şeyi bilen tuğ.

9 Temmuz 2008 Çarşamba

bkm mutfak

bkm mutfak, son bir senedir ve özellikle çok güzel hareketler bunlar başlamadan önce sıklıkla gittiğim(iz), bir yandan çay kahve içip bir yandan kitabınızı okuyabildiğiniz, mutfak çalışanları ile hoş-beş yapabildiğiniz, başta yılmaz erdoğan olmak üzere bilimum bkm oyuncusuyla sıklıkla karşılaşabildiğiniz, sevimli ve sıcak bir mekandı.

ne zaman gitsek boş olurdu, sevdiğimiz yönlerinden biri de buydu tabii.

yalnız bugün bir arkadaşımla konuştum. "bkm mutfak'a gittik, yer yoktu, kafe pi'de oturduk" dedi laf arasında, "nasıl yani?" dedim, "bkm mutfak'ta nasıl yer olmaz? kendinde misin sen?!" diye de ekledim.

"vallahi yoktu maralım, saatler de henüz öğleni gösteriyordu oysa ki" dedi.
(arkadaşım danimarka dükü olduğundan kelli biraz böyle kraliyet ağzı ile konuşuruz aramızda)

bak çok ciddi ve tepki dolu söylüyorum,
tamam çok güzel hareketler bunlar gerçekten keyifli, güzel bir televizyon programı olmuş ama bkm mutfak'ı elimden alacaksa sonuna kadar şikayetçiyim.

yılmaz erdoğan buna bir şey yapması lazım. tüm samimiyetimle rica ediyorum. o kadar ayarını almışlığım var. lütfen.

8 Temmuz 2008 Salı

hasan doğan

duymuşsunuzdur, türkiye futbol federasyonu başkanı hasan doğan geçtiğimiz cumartesi günü geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

ak partili olmasına rağmen işini düzgün yapan, futbol için uzun zamandır hiçbir federasyon başkanının göstermediği özveriyi göstermekten çekinmeyen, şaşırtıcı şekilde tarafsız ve iyi bir insandı görebildiğimiz kadarıyla. ölümü beni de çok şaşırttı, çok üzdü.

maalesef türkiye futbol federasyonu ve türk futbolu çok şey kaybetti hasan doğan ile. toprağı bol, ruhu şad olsun.

1 Temmuz 2008 Salı

ihanet ve kehanet satışta!

rahmi vidinlioğlu'nun ikinci kitabı ihanet ve kehanet sonunda "çıktı çıkıcak" olmuş ve hatta internet üzerinden kapıda ödeme seçeneğiyle satışa bile sunulmuş!

kendisini derhal edinmek için bu adresi kullanabildiğiniz gibi, 15-20 gün içerisinde herhangi bir kitapçıdan da temin edebilirmişsiniz.

edit: ideefixe'e de eklenmiş. o da tam şurada.

30 Haziran 2008 Pazartesi

euro 2008'in ardından

geçmiş olsun. yaklaşık 1.5 saat önce, ispanya -genel olarak türkiye'nin oyununu andıran- şiir gibi futboluyla şampiyon oldu. turnuva içerisinde şahsen, özellikle rusya, ispanya ve türkiye'nin oyunlarını beğeniyordum, finali de rusya - türkiye oynar diyordum açıkçası ama bildiğiniz üzere; o almanya engeline takıldı. hal böyle olunca, futbollarından hazzetmesem de, burak'ın söylemiyle; "en azından şampiyona elendik" diyebilmek için aklım almanyada, gönlüm ispanyada kalmıştı. neyse ki ispanya tek golle çözdü işi. iyi de oldu heralde.

söylemesi çok kolay, avrupa şampiyonası. euro 2008. avrupanın en iyi milli futbol takımlarının mücadele ettiği, eufa'nın göz bebeği, devasa organizasyon.

söylemesi kolay da; biz o maçları izlerken neler çektik, ses tellerimize kim bilir ki kaçar bar zarar verdik, allah bilir. şampiyona boyunca toplam 8 defa "gol" diye zıpladık, üstelik bunların 4'ü 76. ve 90. dakikalar arasındaydı. gol dağılımı ise semih şentürk(3), arda turan(2), nihat kahveci(2), uğur boral(1) şeklindeydi.

euro 2008, türk milli takımının katıldığı üçüncü avrupa şampiyonasıydı ve bildiğiniz gibi yarı finale kadar aslanlar gibi, alnımızın akıyla, söke söke geldik. dile kolay; yarı final! aslında daha da giderdik, isnapya'nın aldığı bu kupayı biz de alabirdik ama önce fatih terim'in de sürekli belirttiği gibi şu saçma goller yeme hastalığımızdan kurtulmamız, takımımızı, hocamızı ve futbolcularımızı her koşulda desteklememiz -ki galibiyet durumunda taraf(tar) olmak kolaydır. mühim olan; malupken taraf(tar) olabilmektir.- ve başarılı olabileceğimize dair inancımızı kuvvetlendirmemiz şart.

üçüncü katılışımız olması rağmen, gerek taraftarımızla, gerek teknik direktörümüzle, gerek ise futbolcularımızla; şampiyonanın en renkli takımı olmayı başardık. bununla yetinmedik; yarı final oynadık. finali sonuna kadar hakkettik. adım gibi eminiim ki bu gece finali biz oynuyor olsak; kupayı almadan geri de dönmezdik. ama olmadı, bu seferlik de buna kısmet dedik.

peki bundan sonra ne olur?
fatih terim'in milli takımların başında kalması büyük avantaj, adım gibi emiinim ki fatih hoca 2010 dünya kupası'na kadar özellikle defans ve kalede yaşadığımız (stoper, kaleci) sorunları çözecek ve türk a milli futbol takımını bir adım daha yukarı başarıyla taşıyacaktır. ha şampiyon oluruz, yarı final oynarız, çeyrek finalde eleniriz ya da gruplardan çıkamayız; bunlar hakkında tahmin yürütmek için henüz çok erken ancak şu bir gerçek; bu hırsla, bu inançla futbol oynuyor olmamız gösteriyor ki türkiye yakın zamanda futbol adına gerek milli takımlarıyla, gerek ise kulüpleriyle adından çokça söz ettirecek.

neyse.
kaç zaman geçti üstünden, şimdi şu satırları yazarken bile yeniden yaşadım o heyecanı.

teşekkürler çocuklar!
ispanya'dan, hiçbir eksiğimiz olmadığını, bizim de başarabileceğimizi gösterdiğiniz,
eksiklere, cezalılara rağmen aslanlar gibi mücadele ettiğiniz,
ve asla vazgeçmediğiniz için!

25 Haziran 2008 Çarşamba

gereksiz duyarlılık pozları

muhakkak ki denk gelmişsinizdir; "siz daha maç peşinde koşun; tuzla'da insanlar ölüyor, imkb dev bir zebra tarafından çiğnenmiş çekirgeden farksız halde, seçim meçim derken siyasi belirsizlik aldı yürüdü, evet evet euro 2008, türkiye, aferim size!" insancıklarından nasıl şikayetçi olduğumu anlatamam!

ulan maç izliyoruz, final bekliyoruz, heyecandan ölüyoruz. bi maç keyfimiz var'a getirmek istemiyorum ama hakikaten; bi maç keyfimiz var, ne istiyorsun bizden be?

sanki türkiye gruptan çıkamasaydı siyasi belirsizlik olmayacaktı. imkb rekor kıracaktı.

bak avrupada kazanılan bu galibiyetlerin ülke ekonomisine ve insanların birbirleri ile olan bağlarına, en azından birbirlerine karşı olan bakış açılarına olan pozitif etkilerinden falan hiç bahsetmiyorum, her şeye rağmen gösterilen bu tamamen "yersiz" ve "poz" dışında hiçbir anlam ifşa etmeyen sözde duyarlılığı da anlayışla karşılamaya çalışıyorum, cehalete falan bağlamaya gayret ediyorum ama bize neden laf iteliyorsunuz lan?

maç izlerken iki kadeh rakı içtik, gol atınca zıpladık da mı takla attı ekonomi? ben mi götürdüm abdullah'ı çankaya'ya? tuzla'ya seri katil mi yerleştirdik arkadaşlarla?

bırak şu şampiyona bitene kadar konuşmayalım bunları. zaten yıllardır konuşmadık mı, dert yanmadık mı, yeri geldi; karanlığa mum yakmaya çalışmadık mı? elimize ne geçti? hiç!

e bırak şu şampiyona bitsin. hatta bitmesin, gel yine konuşalım bunları. 22 kişi top oynuyor diye kimsenin görmezden geldiği yok ki sorunları? sen poza giriyorsun, maç vakti tırnaklarını yiyen adama siyasi belirsizlik anlatıyorsun, zılgıtı yiyince de duyarsız yapıyorsun. olmaz öyle.

çok fena şikayetçiyim.
gerekirse bir kaşık suda boğmaktan da hiç çekinmem. efendi olun lan biraz, terbiyesizler.

24 Haziran 2008 Salı

buralardayım

bir yandan sıcaklar, bir yandan -şükür ki çözdüm gibi- uyku problemim, bir yandan euro 2008* heyecanı, e bir yandan da iş güç derken bunaldık; buğra'ların yazlığa kaçıp 1-2 gün kafa dinledik, güneşlendik, maç izledik, bira içtik, mangal yaptık ve elbette gitar çalıp şarkı söylemeyi de ihmal etmedik. o iyi oldu, değişik oldu.

nasıl manyak bir kitle -sana manyak da diyorum ara ara evet- tarafından takip ediliyorsam; 2-3 gün sessiz kalınca telefon edenler oluyor "öldün mü aslanım" diye.. ölmedim aslanım. istirham ederim manyaklaşmayın. ayırca öyle aslanımlı falan da konuşmayın benimle bi daha. hiç yakışmıyor güzel ağzınıza.

neyse. daha fazla kişiselleştirmeden papatya çayımı içip uyusam en güzeli olur heralde..

*euro 2008 demişken; takip etmiyorum sanılmasın. büyük bir futbolsever ve koyu bir galatasaray taraftarıyımdır, şampiyonayı da çok yakından takip ediyorum. parmaklarımda tırnak kalmadı maç izlemekten, şu almanya maçını da atlatalım da, uzun uzun konuşuruz.

19 Haziran 2008 Perşembe

firefox 3

kaç takipçimiz ilgilenir bilemiyorum ama ziyaretçilerin %83'ü (ki sallamıyorum, google analytics öyle diyor) firefox kullandığına göre ilgili çekici olabileceği için yazıyorum;

firefox 3 uzun ve zorlu bir beta aşamasından sonra, istikrarlı[1] sürümü[2] ile disklerimizdeki yerini almaya başladı. mozilla, firefox 3 için "faster, more secure, customizable" demiş. more secure ve customizable kısmı için henüz yorum yapamıyorum ama firefox 2'den çok daha hızlı görüntüleme[3] yaptığını ve çok daha az bellek[4] kullanarak çalıştığını söylemeden geçemeyeceğim.

firefox kullanıcısıysanız ve hem kendinize, hem de bilgisayarınıza büyük bir iyilik yapmak istiyorsanız, firefox 3'ü mozilla resmi sitesinden hızlıca indirebilirsiniz.

[1] stable
[2] version
[3] compiling
[4] ram

böyle farklı bir hava, farklı bir duruş katmak istedim bu defa 1-2 falan diye. du bakalım.