19 Haziran 2008 Perşembe

firefox 3

kaç takipçimiz ilgilenir bilemiyorum ama ziyaretçilerin %83'ü (ki sallamıyorum, google analytics öyle diyor) firefox kullandığına göre ilgili çekici olabileceği için yazıyorum;

firefox 3 uzun ve zorlu bir beta aşamasından sonra, istikrarlı[1] sürümü[2] ile disklerimizdeki yerini almaya başladı. mozilla, firefox 3 için "faster, more secure, customizable" demiş. more secure ve customizable kısmı için henüz yorum yapamıyorum ama firefox 2'den çok daha hızlı görüntüleme[3] yaptığını ve çok daha az bellek[4] kullanarak çalıştığını söylemeden geçemeyeceğim.

firefox kullanıcısıysanız ve hem kendinize, hem de bilgisayarınıza büyük bir iyilik yapmak istiyorsanız, firefox 3'ü mozilla resmi sitesinden hızlıca indirebilirsiniz.

[1] stable
[2] version
[3] compiling
[4] ram

böyle farklı bir hava, farklı bir duruş katmak istedim bu defa 1-2 falan diye. du bakalım.

18 Haziran 2008 Çarşamba

uyuyorum!

azmettim ve başardım. dün akşam ana haber bültenleriyle birlikte başladığım uyku mücadelesini 16. saate kadar başarıyla sürdürdüm. üstelik ne telefona, ne de kapıya uyanmadım!

mutluyum; şakayla, zevzeklikle doluyum.
bu büyük başarıyı tüm tembellere armağan ediyorum. desteklerini hissetmek çok güzel. (fesatsın!)

17 Haziran 2008 Salı

uyuyamıyorum!

bak çok açık, hiç utanmadan söylüyorum; ben ki bir yatışta en az iki günlük uyuyan ve bununla sonuna kadar gurur duyan, tüm kainata örnek olabilecek kapasitede tembel bir adamdım 2-3 ay öncesine kadar. sonra birden bir şey oldu. uykularım kaçmaya, parçalanmaya başladı. başlarda çok sallamadım, geçer dedim, çaydan; kahvedendir diye geçiştirdim.

ama böyle iş olmaz arkadaş. çayı, kahveyi geç; bir kasa enerji içeceği içse böyle uyku sorunu yaşamaz insan. uykusuzluktan ölür vaziyette bile olsam; en geç 3 saat sonra uyanıyorum ve devamında 10 saniye bile uyuyamıyorum. işin kötüsü, 3 saat uyuduğum için gün içerisinde herhangi bir sorun da yaşamıyorum.

sabaha karşı 3'de yatıp, 6'da -3 saat sonra!- son derece şen ve dinamik uyanmak -üstelik ne o saatte uyanmak, ne dinamik ne de şen olmak için hiçbir sebep yokken!- ne tür bir uyku rahatsızlığıdır, ne tür bir manyaklıktır?!

çok şikayetçiyim. kayıtlara geçsin.
uyumak istiyorum ulan!
yeter!

14 Haziran 2008 Cumartesi

ruhumu kaybettim, hükümsüzdür!

ömürlük iki dost ile, sıcak bir cumartesi sabahı hava henüz aydınlanırken yapacağınız bir kahvaltı varsa ve şaka olsun, gülelim diye hiç üşenmez; bahçeye inip bir iki gül kopartır, kahvaltı masasını gül yapraklarıyla donatırsanız biliniz ki ruhunuzu kaybetmişsinizdir..

hakikaten şaka olur. gülünür.
çaylar içilir, gül yaprakları patlatılır. sonra çocuklar gider. gül yaprakları atılır. bir sigara yakılır ve derin bir "vay anasını!" çekilir; detayında sıcak servis edilir.

afiyet olsun.

katil & maktül

hemen herkes gibi ben de "belki üstümüzden bir kuş geçer" -ki değineceğim kuşlara ve ihtimallere de günün birinde- ile tanıştım yüksek sadakat ile. itiraf etmeliyim; bir süre tek şarkılık grup olduklarını düşündüm. sonra, bir çok kişi tarafından ismi belki üstümüzden bir kuş geçer sanılan ve fakat asıl ismi yüksek sadakat olan ilk albümlerinin tamamını dinledim. beğenmediğim ya bir, ya iki şarkı olmuştur heralde. tek şarkılık ve hatta tek albümlük olmadıkları çok belliydi ve yeni albümü dört gözle başlamıştım ki; cemil demirbakan ile yollarının ayrıldığını öğrendim.

çok üzülmüştüm ne yalan söyleyeyim. nezdimde bir daha asla eski yüksek sadakat olamayacaklarını düşünmüştüm. sonra günün birinde, bir radyo istasyonunda "ben seni arayamam" 'ı dinledim. şarkıyı cemil değil, bambaşka bir adam söylüyordu ve fakat nedense hiç aratmıyordu cemil'i. sonraları o bambaşka adamın kenan vural olduğunu ve gerçekten de "bambaşka" olduğunu fark ettim.

yeni albümleri "katil ve maktül" çıkalı zannediyorum 2 aydan uzun bir zaman oldu. ben daha 1-2 saat önce dinleme fırsatı buldum ve yüksek sadakat'in o eski yüksek sadakat'ten çok daha "yüksek sadakat" olduğunu gördüm. kenan vural son derece içimizden, kutlu özmakinacı her zamanki gibi zıpır, serkan, uğur ve alpay yine harika.

katil ve maktül'deki favorilerimden bahsetmek için henüz çok erken ama albümün ilk şarkısı olan "aşk durdukça" gönlümdeki tahtını kolay kolay kaptıracak gibi görünmüyor..

velhasıl;
yüksek sadakat candır.
dinleyiniz, dinletiniz..

13 Haziran 2008 Cuma

seni öldürmeyen şey hissizleştirir!

friedrich nietzsche kişisinin şu meşhur sözü var ya; seni öldürmeyen şey güçlü kılar..

ondan şikayetçiyim.

üstelik hiç de makul ve mantıklı bir bakış açısı olduğunu düşünmüyorum. öldürmeyen şeyin güçlü kıldığı falan yok arkadaşım. öldürmeyen şey hissizleştiriyor; çok açık!

şahsen daha fazla hissizleşmek istemiyorum.
son derece şikayetçi ve tepkiliyim.

öldürmeyen şey güçlü kılarmış..
yok yaa?

12 Haziran 2008 Perşembe

dizi fenomeni

malumunuz olsa gerek; son zamanlarda bir dizi fenomeni aldı yürüdü. hemen her yerde, genç/yaşlı demeden hemen herkesin dilinde diziler, karakterler, senaryolar, senaristler var. millete olarak kaliteli yapımlara muhtaç olduğumuzdan mıdır bilinmez; piyasada ne kadar -özellikle yabancı- dizi varsa hepsini takip etmeye, fanatizmin sınırlarını zorlamaya başladık. e bir de elimizde cnbc-e, tnt gibi iki güzide kanal ve p2p gibi muazzam bir paylaşım yöntemi olunca hiç frenlemedik kendimizi, ne varsa hunharca izlemeye daldık.

şahsen ben bu yabancı dizi rüzgarından hiç şikayetçi değilim. her ne kadar nadiren televizyon seyreden bir insan olsam da, yerli kanalların yıllardır televizyon izleyicilerine dayattığı ve maaliyetleri üç kuruşu geçmeyen cadılı, perili, aşiretli, hayvanlı dizileri maalesef gayet iyi biliyorum ve ne yalan söyleyeyim; halimize çok üzülüyorum. (arz/talep meselesidir, ticaridir. bunu uzatmayalım. salağız heralde, izliyoruz ki yapıyor adamlar.)

hal böyle olunca; ben de bir yandan yerli televizyon yapımlarına üzülürken, yaklaşık 2 yıl önce eskilerden bir dostun tavsiyesiyle -ya da ısrar diyelim ona- başladığım ve uzun zaman boyunca lost ile süregelmiş dizi yolculuğuma vakt-i zamanında seray ile birlikte 10 sezon friends izleyip, akabinde friends'in boşluğunu doldurabilmek adına how i met your mother izleyicisi olmaya karar vererek devam etmiştim. (iyi de yapmışım)

hali hazırda izlediğim bu dizilerin yanında, geçtiğimiz günlerde bir de, yine bir arkadaşımın tavsiyesiyle desperate housewives izlemeye başladım. kendisi her ne kadar hanımlara hitap eden bir dizi gibi görünse de, beni zerre kadar sıkmadan -yalan, ilk sezonun başlarında biraz sıkıldım- hem tebessüm -ki burada susan mayer çok başarılı, çok aptal, süper sevimli- hem de kendisini takip ettirmeyi başarıyor. bu anlamda desperate housewives'ı da izlenebilecek diziler listesi dahilinde hızlıca tavsiye edebilirim.

yalnız;
başta ben olmak üzere, öyle tahmin ediyorum ki bir çok dizi seyircisi için geçerli olan ve söz konusu dizi fenomeninin, yurdum insanındaki etkilerine ait temel lost'a aittir. (her ne kadar lost öncesi de şahane diziler -friends örneğin- yayımlanmış olsa da, evet..) bu ekip çok kısa zamanda hayatımıza "season" ve "episode" gibi iki güzide kelimeyi katmayı başarmış, "sawyer jack'i, jack locke'u döver, charlie ibişin önde gidenidir, kate ise ballı lokma tatlısı adeta!" gibi birbirinden saçma onlarca cümle kurmamıza sebep olmuştur.

işte burada, tam da bu lost noktasında;
ben bu diziyi yapanları, yazanları, oynayanları ve hatta izleyenleri bile kutlarım arkadaşım! evet, zaman zaman şikayet etmiyor değilim. sıkıldığım ve hatta sinirlendiğim anlar da olmuyor değil ama; ulan herifler içine ne koydularsa; çıtır çıtır izletiyor kendini namussuz.

yani bakın çok kısaca şey diycem;
herifler ne dizi yapmış be!

şimdi bunun gidip biraz dizi izlemek gibisi olmaz heralde..

9 Haziran 2008 Pazartesi

olan biten

- "youtube var mı?" sorusunun artık gayet güzel bir cevabı var; youtubevarmi.com! (tepkisel bir çalışma. kutladık.)

- rahmi vidinlioğlu'nun yeni kitabı ihanet ve kehanet temmuz ayı içerisinde kitapçılardaki ve haliyle kütüphanelerimizdeki yerini alacakmış. sevindik.

- süper kadim dostlarım buğra ve burak ile birlikte nadiren de olsa radyo yayını yaptığımız minik bir oluşumumuz var artık. hayırlı olduk. (hayırlı mı olduk?)

- sanıyorum rio de janeiro'ya yakın zamanda gidiyorum. heyecanlandık.

fena değil bence..

28 Mayıs 2008 Çarşamba

13 günün ardından..

dile kolay; 13 gün olmuş son havadisten bu yana..

bunu yapmamalıydım aslında. tamam, iş yükü gibi son derece güzel bir bahanem var ama elbette blog yazacak ya da en azından aklımdakileri -yaa unutmadan yazayım- yazabileceğim güzel zaman dilimleri oldu bu zaman zarfında.

neyse. madem böyle oldu, olmuşken böyle kalsın bu seferlik. ben şu korkunç iş yüküm bir nebze olsun hafiflediğinde anlatayım size başımdan geçenleri.

çok yakında!

5 Mayıs 2008 Pazartesi

craig armstrong - this love

muhtemelen 1-2 yıl evel, duygu vasıtasıyla tanıştığım muazzam bir şarkıdır this love. playlistimde her daim bulunurdu, çaldığında da dinlerdim ama son zamanlarda fena halde ilgimi çekmeye başladı.

bakın bir dinleyin,
"sevmedim" derseniz büyük yalancı olacaksınız. hiç yakışmayacak size.