14 Eylül 2009 Pazartesi

merhaba!

evet henüz son derece yüzsüz ve pişkin bir şekilde "merhaba ben geri döndüm, lütfen beni sevmeye kaldığınız yerden devam edin." diyecek kadar pişkin değilim ama ben geri döndüm ve lütfen beni sevmeye kaldığınız yerden devam edin sevgili okuyucular.

merhaba!

*merhaba da; şimdi çok işim var. bu böyle kuru bir merhaba olsun, içeceklerini gün içerisinde bilahare servis edelim.

17 Nisan 2009 Cuma

küresel kriz üzerine

(bkz: nokia/#15989625)

mustafa topaloğlu - hoşgeldin obama



bu eser ölümsüzleştirilerek nesilden nesile aktarılmalı, felsefesi idrak edilmeli. iyi ki varsın mustafa topaloğlu!

edit: youtube şu an bende var ama belki sizde olmayabilir, tünel münel bir şeyler yapmak için tam şuradaki bağlantıyı kullanabilirsiniz. (üşenmeyin kullanın. pişman olmayacaksınız.)

15 Nisan 2009 Çarşamba

serbest düşüş

yurttaşlarım! romalılar!

yaklaşık iki aylık uzunca bir aranın ardından, öncelikle yokluğumda merakten deliren, eski sevgilinin hal hatır sorma konseptli yavşak mesajına "dur şimdi sinirliyim sonra konuşalım görüşürüz" diyen, "bu çocuk öldü mü pipisi mi koptu allahım ne dolap dönüyor?!" diye düşünüp rakıyı şaraba, şarabı da passiflora'ya katan siz değerli ve analytics raporlarından gördüğüm kadarıyla son derece de vefalı dostlarıma kucak dolusu sevgiler sunuyorum.

bir süredir buralarda görünmüyor oluşumun altında öyle ağdalı cümleler, zengin betimlemelerle anlatılacak karizmatik bir sebep yatmıyor maalesef. tembellik, iş yoğunluğu, yerel seçim kampanyalarının yarattığı yersiz gerginlik gibi muhtelif sebeplerim var. bu anlamda, bir daha arayı bu kadar açmayacağıma dair sözler vermek dışında konuşulacak kayda değer pek bir şey yok diyebiliriz kısaca.

eh, madem öyle serbest düşüş halinde geçen bu iki aylık zaman zarfı içerisinde neler oldu, onları toparlayıp (kronolojik değil tabii) yeni bir sayfa açalım hızlıca;

- galatasaray, hamburg'a ali sami yen'de 2-0'dan yenildi, bu vesileyle uefa'ya da veda etti. maçı buğra ile birlikte seksek'te izlemiştik, bittiğinde poor misguided fool dinleyecek kadar dertliydik. kısfmet.

- ispanya'ya da hem içeride, hem dışarıda yenildik. bundan böyle ali sami yen'de oynanan maçları seksek'te izlememe kararı aldım. bu ne lan!

- yerel seçimler çok şükür ki yaşandı bitti, çılgın chp'li annem ise tam da beklendiği gibi sandıkta görevliydi. aile fertleri olarak kendisini duvarlara chp mottoları yazarken hayal edip kahkaya gark olduk. neyse ki korktuğumuz başımıza gelmedi, anneyi ergenekon'a kurban vermedik. nilüfer'i ve şişli'yi kaybetmedik. tekirdağ'ı geri aldık, istanbul'u ise kıl payı kaybettik. daha iyi olabilirdi; olmadı. geçtik bunu.

- nisan'ın son haftası itibariyle yeni evimde ikamet ediyor olacağım umarım. yoruldum.

- yeni flexi kartımın üzerinde hamit altıntop var! "ne demek istiyorsunuz lan siz" dedim, "yanlış anladınız bir haftaya kadar altıntopsuzunu göndereceğiz" dediler. hayır hamit altıntop'u severim ama kredi kartımın üstünde erojen bölgeye doğru yapılan cüccük hareketi benzeri bir hareket yapıyor oluşundan memnun olmam beklenemezdi!

- serbest salınım birinci yaşını doldurdu. tabii yokluğumda bunu da kaçırdık. pastalı, mumlu bol akollü bir tören düşünüyordum oysa ki. neyse, seneye.

- how i met your mother ve lost'u çok saldım blog. öyle ki kaç bölüm geriden takip ettiğimi bile bilmiyor ve hatta çoğu zaman takip de edemiyorum. buradan hareketle, özellikle hafta içi kendime ayıracak 60 dakikam bile olmadığını açıkça görebiliyoruz. hoş, haftada 9 gün ve günde 26 saat çalışan bir insanın cumartesi geceleri bokunu çıkarırcasına eğlenebiliyor oluşu da enteresan sayılabilir. şükretmek lazım galiba.

- cumartesi demişken, 2 mayıs 2009 cumartesi gecesi "istanbul viva ek$ibition zirvesi" sonunda gerçek oluyor. mekan her zaman olduğu gibi seksek, konsept eğlenceli, ortam tatlı. detaylar zamanla hem limon'da, hem facebook'ta. ilgililer takipte kalsınlar.

- dental operasyonlarım bugün itibariyle bitiyorlar sanırım. ameliyatla alınması gerekn son 20 yaş dişimin geleceği ise hala muamma lakin çok sallamıyorum artık onu. yokmuş gibi davranıyorum. ağrı sancı da yapmıyor hem. canım.

- düzenli spor yaşantısı tekrar gündemde, bu sefer ne tür bir başarısızlık ile son bulacak bilmiyorum ama başa döneceğimiz kesin! essporto üzerine bir takım düşünceler, planlar var. tutarsa eğlenceli olabilir.

ve son olarak;

- sizi ihmal etmeyeyim diye, masaüstümde artık kocaman bir notum var. şöyle yazıyor;

"serbest salın!"

hoşgeldim!

27 Şubat 2009 Cuma

ağlak!

"yani artık ağlaman için başına ne gelmesi lazım?" deyip "galatasaray 2000'de uefa kupasını aldığında ağlamamış mıydın?" diye ekledi.

"hatırlamıyorum ama yüksek ihtimalle ağlamışımdır" dedim. -ağlamıştım! hatta hala o günlerden kareler gördüğümde ya da eski maçları izlediğimde gözlerim dolar, neyse.-

"olur da bu sene de alırsa, ağlarsın yine yani?" dedi.

cool yaptım.

"böyle güzel şeye ağlanır mı, sevinçten ağlamak mı olurmuş?!" dedim.

yalandı.

nasıl ağlarım var ya;
pipim koptu sanırsınız.

yana yana, salya sümük..

26 Şubat 2009 Perşembe

cim-bom-bom!

ses tellerimiz yine çok zorlandı, yine tam da ümitler tükendiğinde hep bir ağızdan gol diye bağırdık. işin enteresan yanı, bu defa galatasaray taraftarının hiç alışık olmadığı bir galatasaraylı; sabri sarıoğlu vesile oldu ayağa kalkmamıza.

zor oldu ama oldu.
ben bildiğin yıprandım, eskidim hatta.

oldu ama.

16 Şubat 2009 Pazartesi

hünkar beğendi

bütün sebzeler yeşil, kırmızı falanken patlıcan gibi siyah bir sebzenin -evet canım patlıcan siyahtır ve mor diyen açıkça şuursuzdur! gülme!- alabileceği en güzel haldir hünkar beğendi.

hikayesini bilmiyorum ve beğenen hünkar ile şahsen tanışmışlığım yok ama isminden yola çıkarak kabaca kendisinin bir akşam yemeği sırasında alelacele uydurularak servis edildiğini ya da daha makul olacak şekilde; deneysel bir çalışma olarak sunulduğunu düşünebiliriz sanırım. iki ihtimalde de riskli bir hadise.

yani düşünsene ben hünkarım, devletliyim, cihan imparatoruyum. öküzün biri akşam yemeği diye önüme kıymalı patlıcan koymuş. hadi beğenirsem tamam da, ya beğenmezsem? tiz vurun kellesini deyip sonra hemen karar değiştirir, ya da yok yok dayaktan gebertin ibneyi diye düzeltirdim şahsen. terbiyesize bak?

bak işte bu anlamda, gerek taşıdığı risk; gerek ise eşssiz lezzetinden ötürü takdire şayan, uğruna prangalar eskitilesi bir yemektir hünkar beğendi. tabii benim hikayelerimden bir tanesini kabul etmeniz durumunda geçerli bu. ben yıllardır böyle düşünürüm hünkar beğendi hikayesini ve ağzıma attığım her lokmada da tebrik ederim ilk uyduranı.

gerçek çoğnulukla tatsızdır ya hünkar beğendinin aksine, işte o sebeple hiç merak etmedim asıl hikayesini. hem benimki gayet güzel. eğlenceli de.

akşam yemeğine 20 dakika kala mutfakta yaşanan o karmaşayı düşünsene, yaptığın yemeği padişah yiyecek ve ilk defa denenen bir şey hazırlıyorsun.

hünkar beğendi risktir.

(bkz: risk nedir sorusu için mezun olamamak/@thug love)

11 Şubat 2009 Çarşamba

bara kobama modeli yerel seçim kampanyası

malumunuz, ailemizin abd başkanı bara kobama seçim kampanyaları süresince internette ne kadar sosyal ağ, ne kadar kullanıcı bazlı içeriğe dayalı web sitesi varsa hepsine bir girdi, bir çıktı. hemen her taşın altında bara kobama vardı, bazen bir youtube videosunda, bazen facebook grubunda; yer yer ise flickr sayfalarında rastlıyorduk çikolata renkli başkana.

bara kobama'nın seçim çalışmaları yine ailemizin şişli belediye başkan adayı mustafa sarıgül'ün dikkatini çekmiş olacak ki; kendisi bir adet twitter profili oluşturmuş, hatta oluşturmakla kalmamış baya aktif olarak kullanmış da.

öyle ki 138 takipçişi ve 42 update'i var.

vallahi aferim diyeceğim ama yakışıkalmaz diye tahmin ediyorum.
büyük başkan çok yaşa diyeyim bari. beğendim.

sarıgül'e twitter üzerinden ulaşmak ve "@msarigul peki geri dönüştürülebilir atıklar ne olacak? neden alınmıyor kardeşim bunlar!" yazmak için şu bağlantıyı kullanabilirsiniz. şu sıra istediniz istediniz. bi daha zor bulursunuz. hem isteyenin bir yüzü kara. çemkirin gitsin.

9 Şubat 2009 Pazartesi

bu ne ya?

uyuyamadım.

birazdan saatlerdir keyifle oturduğum koltuktan kalkıp hazırlanmam ve akabinde de mudanya'ya doğru yola koyulmam gerekecek. umarım deniz otobüsü seferlerinde aksama olmaz. zaten uykusuzum.

şirkette işler bu hafta ne derece karışacak kestiremiyorum. hoş, hiçbir iş karışmasa bile yoğun bir pazartesi olacak. pazartesi günleri zaten hep yoğun olur. neden yoğun oluyor ki pazartesi günleri blog? cumartesi geceleri gibi olsa ya her gün, içip dans etsek?

mutsuzluğu getirecek ya da mutsuz olmayı gerektirecek hiçbir şeyin olmaması güzel. iş harika. her gün biraz daha keyifli. çözülmesi gereken birkaç problem kaldı sadece, onlara da nokta koyduğumda yıllar boyu uykularımı meşgul eden her şeyden kurtulmuş olacağım. oh be!

gerçi tüm bu güzel, keyifli şeylerin yanında;
zaman zaman düşünüyorum da; eski heyecanından uzak, monoton ve düz devam ediyor sanki hayat. mantıklı falan. rahatsızım galiba biraz bundan. oysa bir zamanlar çok arzulardım şu an içinde bulunduğum dinginliği. hayattan istediklerimi alabildiğim için şanslıyım sanırım. her zaman heyecanlı olacağız zıp zıp zıplayacağız diye bir şey yok neticede?

deniz otobüsü seferleri aksamasın lütfen. uyumalıyım yolda biraz. gerçi uyursam uyanamayabilirim. uyanamasam? aynı gemiyle geri dönüp evime gelsem, yüzyıllardır ait olduğum yatağımda, yüzyıllardır hasretini çektiğim o uykuyu çeksem? çok sıkıcı lan? ben deniz otobüsünde uyumasam daha iyi bence. kitap okuyayım madem.

cumartesi günü traş oldum. süper kısa kestirdim saçlarımı. nedense ensemde sürekli bir kalorifer, bir elektrikli ısıtıcı falan varmış gibi hissediyorum. çok keyifli orgazmik bir şey aslında ama hep tetikteyim birden soğuyacak ortalık diye. iki gündür soğuduğu falan yok halbuki. rahat olsam ya biraz?

"rahat ol" demiştim vaktinde di mi? hey gidi. şu sıralar en büyük fobim haline gelen yaşlılığı ve yaşlanıyor oluşumuzu, hayatta yarattığımız tamamen yersiz o stresi, kuşkuyu, rahatsızlığı ve hatta mutsuzluğu bile tamamen ortadan kaldıran bir düşünce biçimiydi. hala öyle aslında. vaktinde "rahat ol" deyip kafamı hafifce sağa yatırmasam bugün bunları yazıyor olamazdım heralde. yine eskisi rahat olsam en iyisi gibi olur bence.

uykum geldi. işi özledim. ben kazara emekli falan olmamalıyım, sıkıntıdan ölürüm muhtemelen. yağmur başlamasın lütfen. korkunç olmasın trafik. yani tamam trafik muhakkak korkunç olur ama çok korkunç olmasın. bunun için de lütfen yağmur başlamamalı en azından ben ofise girene kadar. kopuk kopuk yazmayı özlemişim. yazmayı da özlüyorum aslında. bakmayın buraya pek bir şey yazmıyorum ben. hiçbir yere bir şey yazdığım yok gerçi. bu havada deniz otobüsü seferi neden aksasın ya? yağmur bile yok?

çay demlemek lazım. sonra valiz hazırlamak, sonra kahvaltı yapmak, sonra da koşarak uzaklaşmak şart bu memleketten. ensem nasıl sıcak, nasıl güzel. "ensende nefesimi hissedeceksin, gavat!" repliği geldi aklıma şu an, arkama baktım kimse var mı diye. yoktu. sevindirici bir gelişme, heyecanlı bence?

annelerin en güzeli uyanmadan çayı demlesem iyi olur. bu -yazdığım diyemeyeceğim- kopuk cümlelerin başlığı ne olsun? kabartma tozu pastayı ne kadar kabartır? lan bu serdar ortaç'ın bi şarkısı var gram diye, ne güzel o ya?

8 Şubat 2009 Pazar

cumartesi gecesi sendromu

önceden cumartesi gecelerimiz fevkalade keyifli ve ertesi sabah hatırlan(a)mayacak kadar bol alkollü geçerdi.

ne olduysa, son 2-3 aydır pek tat alamıyorum cumartesi gecelerinden. öyle ki eve gelip, bilgisayarımın şifresini tek seferde yazıp, bir süre e-posta ve google reader okuyup düzgün bir türkçe ile blog bile yazabiliyor; tatsız -ya da yeterince tatlı olmayan- cumartesi gecemden bahsedebiliyorum.

süper eğelcenli cumartesi gecelerim geri dönsün lütfen.
salı gecesi manyakça dağıtıp çarşamba günü 23 saat çalışmanın hiç manası yok zira.

yeterince güzel geçmeyen cumartesi gecelerinden şikayetçiyim.

.. ama yine de çok içtim. ulan madem eğlenceli değil neden içiyorsun bu kadar hayvan?