
bu gece, yine çok şahane dostumuz olan burak (ki gerçek bir halk adamıdır) da katıldı film faslına. pis herifin şansına mıdır bilmiyorum; sürekli adını işittiğim, tez vakitte izlemek istediğim ve fakat bir türlü izleme fırsatı bulamadığım into the wild'ı izlemeye karar verdik.
film gerçek bir öyküden (christopher j mccandless'ın hayatı) alıntı. amerikalı bir kaşifin hayata ve ölüme karşı "keskin" ve asla "taviz vermeyen" duruşunu konu alıyor. yanılmıyorsam 3 saat civarında sürüyor ve izleyicilerini yormuyor. dingin, duru bir film, düzgün bir anlatım. bu anlamda into the wild gerek çekimleri, gerek yönetmenliği, gerek öyküsü; gerek ise müzikleriyle gönlümün en nadide köşesinde yer edinmeyi başardı. üstelik bununla da yetinmedi, "kesinlikle favorim" diyebileceğim ilk film de olmadan duramadı.

bir düşünsenize,
yanlış bulduğunuz, dahil olmak istemediğiniz, "dejenerasyon" dediğimiz o akıma kurban ettiğiniz her şeye, herkese karşı doğru dediğiniz ve yaşamak istediğiniz şeyleri yaşayabildiğiniz bir dünya yaratıyorsunuz.
o "yalan" dünyevi değerlerin çok ötesinde, aradığınız o huzurun tam kalbinde bir hayat kuruyorsunuz.
üstelik asla vazgeçmeden, yanlış bile olsa; sonuna kadar hiçbir fikirden taviz vermeden.
eh, ben o hep yapmak istediğim şeyleri yapmış bir adamın hayatını anlatan filme "hayatımın filmi" demezsem hangi filme derim?
mutlaka izlemenizi tavsiye ederim canlar. biraz olsun benim gibi düşünüyorsanız; asla pişman olmayacaksınız..