18 Şubat 2010 Perşembe

jets overhead - where did you go

math is running through my head
wondering if she's dead
did she say a quarter past
the hands can't move too fast
stop to think and look within
ordinary sin
think you must have heard her wrong
cause she wasn't gone that long

where did you go?
oooo, i don't wanna know

looking lost into the night
she's gonna lose this fight
he'll just say the job ran late
his solitary fate
stop to drink come wrinkled chin
ordinary sin
think you must have heard him wrong
cause he wasn't gone that long

where did you go?
oooo, i don't wanna know

who's somebody?
who's someone?

where did you go?
oooo, i don't wanna know


fizy.

31 Aralık 2009 Perşembe

yeni yil

(ilk defa cep telefonundan blog yaziyorum, cok uzatamayacagim)
2009 benim icin son derece guzel bir yil oldu ve guzel bir gece ile son buluyor. siz muazzam insanlarin da en az benim kadar guzel bir 2009 gecirdiginizi varsayiyor ve hepinize istediklerinizi yapabileceginiz, huzurlu, mutlu ve elbette saglikli bir yeni yil diliyorum.

hoscakalin!

29 Aralık 2009 Salı

gitmek (ya da kalmak) üzerine

artık sadece "belki bir ihtiyaç sahibi çıkar" diye saklıyorum yazdıklarımı iç ceplerimin ücra köşelerinde. kelimelerimin bir kısmı kötürüm, bir kısmı ise (kemo)terapi görüyor nicedir ve kalanlar, "gitme" ile başlayan cümleler kurmaya yetmiyor konuştuğumuz dilde.

olacak -olmakta olan- belli aslında ama hala vakit varken peşinen söyleyeyim bu vesileyle;

"canımı sıkma benim, kötü söyletme. gel diyorsam gel. git(me) diyorsam sakın gitme!"

28 Aralık 2009 Pazartesi

can yücel - eğer

sözlükte namussuz çay başlığını görünce aklıma geldi, ne güzel şiirdi eğer...

o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.


uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

ıssız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...


evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!


--can yücel

19 Aralık 2009 Cumartesi

böyle olduğumuz iyi mi oldu?

başlık haybeden gerçeküstü aşk'tan... ne sebeple attım bilmiyorum, aklıma geldiğinde henüz hiçbir şey yazmamıştım ki, başlığı en son bulanlardandım.

şebnem ferah yeni albüm yaptı, biliyor musun bilmiyorum. adı benim adım orman. çalışırken, şöyle hızlıca bir dinledim ve istiklal caddesi kadar'ı ilk favorim olarak belirledim.

sonra... sözlük'e geri döndüm. iyi mi oldu bilmiyorum. eskisi kadar keyifli değil aslında nicedir, okunduğunu bilince rahat rahat yazamıyor insan. gerçek anlamda yazmayı bırakalı çok oldu gerçi ama arada, özellikle uyuyamadığımda geliyor dilimin ucuna birkaç kelam, hani söyleyemediğimden değil ama söylemek istemediğimden içime attığım şeyler, ses etmiyorum. başka şeyler düşünmeye gayret ediyor, özellikle güzel kokanlardan uzak duruyorum.

neyse...

şimdi uyumalıyım. belki günün birinde -yarın mesela- geri dönerim.

14 Eylül 2009 Pazartesi

merhaba!

evet henüz son derece yüzsüz ve pişkin bir şekilde "merhaba ben geri döndüm, lütfen beni sevmeye kaldığınız yerden devam edin." diyecek kadar pişkin değilim ama ben geri döndüm ve lütfen beni sevmeye kaldığınız yerden devam edin sevgili okuyucular.

merhaba!

*merhaba da; şimdi çok işim var. bu böyle kuru bir merhaba olsun, içeceklerini gün içerisinde bilahare servis edelim.

17 Nisan 2009 Cuma

küresel kriz üzerine

(bkz: nokia/#15989625)

mustafa topaloğlu - hoşgeldin obama



bu eser ölümsüzleştirilerek nesilden nesile aktarılmalı, felsefesi idrak edilmeli. iyi ki varsın mustafa topaloğlu!

edit: youtube şu an bende var ama belki sizde olmayabilir, tünel münel bir şeyler yapmak için tam şuradaki bağlantıyı kullanabilirsiniz. (üşenmeyin kullanın. pişman olmayacaksınız.)

15 Nisan 2009 Çarşamba

serbest düşüş

yurttaşlarım! romalılar!

yaklaşık iki aylık uzunca bir aranın ardından, öncelikle yokluğumda merakten deliren, eski sevgilinin hal hatır sorma konseptli yavşak mesajına "dur şimdi sinirliyim sonra konuşalım görüşürüz" diyen, "bu çocuk öldü mü pipisi mi koptu allahım ne dolap dönüyor?!" diye düşünüp rakıyı şaraba, şarabı da passiflora'ya katan siz değerli ve analytics raporlarından gördüğüm kadarıyla son derece de vefalı dostlarıma kucak dolusu sevgiler sunuyorum.

bir süredir buralarda görünmüyor oluşumun altında öyle ağdalı cümleler, zengin betimlemelerle anlatılacak karizmatik bir sebep yatmıyor maalesef. tembellik, iş yoğunluğu, yerel seçim kampanyalarının yarattığı yersiz gerginlik gibi muhtelif sebeplerim var. bu anlamda, bir daha arayı bu kadar açmayacağıma dair sözler vermek dışında konuşulacak kayda değer pek bir şey yok diyebiliriz kısaca.

eh, madem öyle serbest düşüş halinde geçen bu iki aylık zaman zarfı içerisinde neler oldu, onları toparlayıp (kronolojik değil tabii) yeni bir sayfa açalım hızlıca;

- galatasaray, hamburg'a ali sami yen'de 2-0'dan yenildi, bu vesileyle uefa'ya da veda etti. maçı buğra ile birlikte seksek'te izlemiştik, bittiğinde poor misguided fool dinleyecek kadar dertliydik. kısfmet.

- ispanya'ya da hem içeride, hem dışarıda yenildik. bundan böyle ali sami yen'de oynanan maçları seksek'te izlememe kararı aldım. bu ne lan!

- yerel seçimler çok şükür ki yaşandı bitti, çılgın chp'li annem ise tam da beklendiği gibi sandıkta görevliydi. aile fertleri olarak kendisini duvarlara chp mottoları yazarken hayal edip kahkaya gark olduk. neyse ki korktuğumuz başımıza gelmedi, anneyi ergenekon'a kurban vermedik. nilüfer'i ve şişli'yi kaybetmedik. tekirdağ'ı geri aldık, istanbul'u ise kıl payı kaybettik. daha iyi olabilirdi; olmadı. geçtik bunu.

- nisan'ın son haftası itibariyle yeni evimde ikamet ediyor olacağım umarım. yoruldum.

- yeni flexi kartımın üzerinde hamit altıntop var! "ne demek istiyorsunuz lan siz" dedim, "yanlış anladınız bir haftaya kadar altıntopsuzunu göndereceğiz" dediler. hayır hamit altıntop'u severim ama kredi kartımın üstünde erojen bölgeye doğru yapılan cüccük hareketi benzeri bir hareket yapıyor oluşundan memnun olmam beklenemezdi!

- serbest salınım birinci yaşını doldurdu. tabii yokluğumda bunu da kaçırdık. pastalı, mumlu bol akollü bir tören düşünüyordum oysa ki. neyse, seneye.

- how i met your mother ve lost'u çok saldım blog. öyle ki kaç bölüm geriden takip ettiğimi bile bilmiyor ve hatta çoğu zaman takip de edemiyorum. buradan hareketle, özellikle hafta içi kendime ayıracak 60 dakikam bile olmadığını açıkça görebiliyoruz. hoş, haftada 9 gün ve günde 26 saat çalışan bir insanın cumartesi geceleri bokunu çıkarırcasına eğlenebiliyor oluşu da enteresan sayılabilir. şükretmek lazım galiba.

- cumartesi demişken, 2 mayıs 2009 cumartesi gecesi "istanbul viva ek$ibition zirvesi" sonunda gerçek oluyor. mekan her zaman olduğu gibi seksek, konsept eğlenceli, ortam tatlı. detaylar zamanla hem limon'da, hem facebook'ta. ilgililer takipte kalsınlar.

- dental operasyonlarım bugün itibariyle bitiyorlar sanırım. ameliyatla alınması gerekn son 20 yaş dişimin geleceği ise hala muamma lakin çok sallamıyorum artık onu. yokmuş gibi davranıyorum. ağrı sancı da yapmıyor hem. canım.

- düzenli spor yaşantısı tekrar gündemde, bu sefer ne tür bir başarısızlık ile son bulacak bilmiyorum ama başa döneceğimiz kesin! essporto üzerine bir takım düşünceler, planlar var. tutarsa eğlenceli olabilir.

ve son olarak;

- sizi ihmal etmeyeyim diye, masaüstümde artık kocaman bir notum var. şöyle yazıyor;

"serbest salın!"

hoşgeldim!

27 Şubat 2009 Cuma

ağlak!

"yani artık ağlaman için başına ne gelmesi lazım?" deyip "galatasaray 2000'de uefa kupasını aldığında ağlamamış mıydın?" diye ekledi.

"hatırlamıyorum ama yüksek ihtimalle ağlamışımdır" dedim. -ağlamıştım! hatta hala o günlerden kareler gördüğümde ya da eski maçları izlediğimde gözlerim dolar, neyse.-

"olur da bu sene de alırsa, ağlarsın yine yani?" dedi.

cool yaptım.

"böyle güzel şeye ağlanır mı, sevinçten ağlamak mı olurmuş?!" dedim.

yalandı.

nasıl ağlarım var ya;
pipim koptu sanırsınız.

yana yana, salya sümük..